[tr] kazım koyuncu’ya saygı…

Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar ‘a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Çe” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.”

Şair Ceketli Çocuk – Kazım KOYUNCU

evet böyle demişti Kazım, Zugaşi Berepe’nin kapağında. o hırçındı, o duruşunu ortaya koymaktan hiç çekinmedi, ama her şeyden öte o, bir insandı… Kazım gençlik yıllarında babasının ona aldığı mandolin ve ondan habersiz yazdırdığı mandolin kursuyla adımını atmıştı müziğe. üniversite yıllarında müzik tutkusu dört bir yanını sarmış ve okulu son sınıfta bırakarak müziğe başlamıştı. o zamanlar rock müzik yapıyordu. daha sonra Mehmetali Barış Beşli ile beraber Zugaşi Berepe’yi kurdu ve lazca rock müzik yapmaya başladı… büyük kitleler Kazım’ı Gülbeyaz dizisi ile tanımıştı.

benim Kazım’la tanışmam aşkadaşlarla beraber şarkı, türkü söylerken gerçekleşti. duydum ki Kazım Koyuncu diye bir sanatçı var, eserlerini dinlemeye başladım. daha sonra uzun bir sürenin ardından albümünü CD olarak satın aldım ve kapağını dahi açmadan köşeye kaldırdım. böyle bir emeğe, öz veriye yapılabilecek ufak bir saygı duruşu idi sadece… Viya albümünü baştan aşağı ezberlemiş, akşamları buluştuğumuzda gitar ya da bağlama eşliğinde seslendirmeye başlamıştım. Lazca bilmememe, ve Laz olmamama rağmen beni kendi çekmişti Kazım. Lazca parçaların tamamını en içten duygularımla, anlamlarını da ezberleyip, düşünerek okudum hep. Kazım büyük insan idi. daha sonra tüm albüm elimde olmasına ve dinlememe rağmen “Hayde” albümünü de satın aldım…

bir akşam yine arkadaşlarla otururken, Behlül abi Kazım Koyuncu’nun Gürsu’da konser vereceğini söyledi. madem Kazım kalkıp, ta Bursa’ya kadar gelecekti biz neden gitmeyecektik. konser akşamı hazırlandık ve Behlül abi ile beraber Gürsu’ya gittik. Behlül abi’nin basın kartı ile basın bölümüne girip en ön protokolden konserin ilk yarısını izledik. daha sonra insanlar ayaklanıp da sahnenin dibine kadar gelip horon tepmeye, beraber şarkı söylemeye başladıklarında sahnede en yakında yine biz vardık. sanki yıllardır Kazım ile tanışıyordum ve uzun yıllardır görüşmüyordum. bu özlemimi o gece gidermeye çalıştım…

günlerimiz ve gecelerimiz böyle geçerken bir gün Kazım’ım kanser olduğu haberini aldım tüm sevenleri gibi. şaka yapıyorlar sandım. çünkü daha bir yıl önce basında, sağda, solda kanserle alakalı söyleşiler veriyor ve dikkatin buraya verilmesi gerektiğini söylüyordu. hatta bir sohbetinde “Benim en büyük fobimdir” diyordu. ama şimdi… Kazım kanserdi. sanki en yakın dostum hastaneye düşmüştü, yıkıldım. olanlara bir anlam veremedim, çaresizdim. 4 Şubat tarihinde izleyicilerin karşısına gülen bir yüzle çıktığında tedaviye cevap verdiğine ve kurtulacağına sonuna kadar inanıyordum. 1.5 saat dinleyicilerle beraber şarkılar söyledi. “Konser, kanser arada bir tek harf farkı var” demişti.

tarih 25 haziran’ı gösteriyordu, 27 haziranda Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda “Hey Gidi Karadeniz” konserine katılacağı duyurulmuştu ve çok sevinmiştim, artık aramıza dönüyordu Kazım. ama 25 haziran’da hastaneden ilk üzücü haber geldi, Kazım konsere, sağlık nedenlerinden dolayı katılamayacaktı… ve ardından ikinci haber; Kazım ölmüştü… neredeyse yıkıldım. senelerdir görmediğim bir dostumla kavuşmuş ve ondan ayrılmıştım sanki. kabullenemedi ruhum, bedenim bunu… tüm gün boyunca Kazım’ı dinledim, kendi sesinden ve hiç bir kelime katmadım araya…

ölümünden sonraki olayları anlatmama gerek bile yok, zaten hepimiz biliyoruz…

bugün 7 kasım, Kazım’ın doğum günü… Kazım, otuzaltıncı yaşına girdi… kalbimizde yaşıyor ve ölmeyecek asla…

işte gidiyorum
birşey demeden
arkamı dönmeden
şikayet etmeden
hiçbirşey almadan
birşey vermeden
yol ayrılmış, görmeden gidiyorum

ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
yürüyorum sanki senin yanında
sesin uzaklaşır herbir adımda
ayak izim kalmadan gidiyorum

gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
bana kimse sen gibi sarılmadı
ışığımız sönmeden gidiyorum

Kazım KOYUNCU

Herkesle Paylaşın:
  • Print
  • del.icio.us
  • Facebook
  • email
  • FriendFeed
  • Identi.ca
  • LinkedIn
  • MySpace
  • PDF
  • StumbleUpon
  • Twitter
You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

Powered by WordPress | Designed by: free Drupal themes | Thanks to hostgator coupon and cheap hosting