[tr] depresif anlar…
başlık düşündüm uzun süre… yine “hayat” mı olsun dedi bir tarafım. dedim yok bu sefer maskenin arkasında durma zamanı değil, çık dışarıya. herşeyi hayata mal etmek yanlış ne de olsa…
başlayayım bir yerlerden… berbat zamanlar ve berbat anlar. ölçülemiyor bile, zamanın en kısa birimi. stres kat sayısında ise gökdelenlere taş çıkartacak azamet. farkındalıklı olmak acı veriyor, [...]
[tr] kazım koyuncu’ya saygı…
“Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar ‘a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Çe” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, [...]
[tr] mutluluk
hep zor anlarda mı yazmak lazım acaba, yoksa her anı dolu dolu özümsemek mi? sadece hüzünleri ya da karamsarlıkları paylaşmak okuyanda ilginç bir etki bırakıyor. bu etkinin farkına varan yazar daha çok acı istiyor. hatta ve hatta beyninde oluşturduğu şizofrenik dünyasını yaşamaya başlıyor. bir zamanlar yazmışım bir köşeye “benim bir problemim yok aslında, problemim varmış [...]
[tr] bir hayat
bir hayat düşlüyorum;
denizlerinde suyu, dağlarında yeşili olmayan
uzadıkça uzayan ovaları olmayan
yürüdükçe dinlenilecek patikaları olmayan
kır evleri, yazlıkları, binaları olmayan
bir hayat düşlüyorum;
sevinci ve hüznü olmayan
tatlısı ve acısı olmayan
kalabalığı ve ıssızlığı olmayan
siyahı ve beyazı olmayan
bir hayat düşlüyorum;
geçmişi olmayan
her sabahına kaygı ile uyanılan
ürkütücü bir manzarası olan
ve korkudan uyunamayan
bir hayat düşlüyorum; sensiz ve sessiz
bir hayat; amacı ve gayesi olmayan
bir hayat ki [...]



